UKID Faaliyeti

UKİD ve Ümraniye Belediyesi tarafından düzenlenen anlamlı bir programla, Türk düşünce hayatının mümtaz şahsiyetlerinden Dr. Mustafa Çalık, vefatının ardından hatıralarıyla anıldı. Programda konuşan yakın dostu İhsan Ayal, Çalık’ın entelektüel derinliğini, lisan hassasiyetini ve Türkiye sevdasıyla geçen mücadele dolu hayatını katılımcılarla paylaştı.

34 Yıllık Bir Dostluğun Penceresinden Mustafa Çalık

Programda söz alan İhsan Ayal, Dr. Mustafa Çalık ile 1989 yılında Ankara’da öğrencilik yıllarında başlayan ve 34 yıl boyunca kesintisiz devam eden hukuklarını anlattı. Çalık’ı “gürül gürül akan bir nehir, bir şimşek, bir fırtına” olarak tanımlayan Ayal, onun ömrünü Türkiye’nin sosyal, siyasi ve kültürel meselelerine adadığını vurguladı. Çalık’ın kurucusu olduğu Türkiye Günlüğü dergisinin sadece bir yayın organı değil, her meşrepten insanın geldiği bir “akademi” gibi çalıştığını ifade etti.

“Beyni Radyum Gibi Çalışan Bir Deha”

Ayal, Mustafa Çalık’ın olağanüstü zekasına ve hafızasına dikkat çekerek, onu “kurşun gibi bir adam” olarak nitelendirdi. Çalık’ın 30-40 yıl önce okuduğu bir metni, sayfa numarasına ve paragrafına kadar hatasız hatırlayabildiğini belirten Ayal, bu yönüyle onun bir “deha” olarak kabul edilebileceğini söyledi. Bu bağlamda merhum tarihçi Mehmet Genç ile yaşadıkları bir arşiv belgesi tartışmasını hatırlatan Ayal, Çalık’ın hafızasının doğruluğunun o gün de tescillendiğini aktardı.

Lisan Hassasiyeti: “Dil Varlığın Evidir”

Mustafa Çalık’ın en bilinen ve çarpıcı çıkışlarından biri olan lisan meselesi, anma programının merkezinde yer aldı. Ayal, Çalık’ın “Keşke bütün camilerimizi yıksalardı da lisanımıza dokunmasalardı” sözünün ardındaki derin felsefeyi açıkladı. Çalık’a göre lisan, bir milletin varlık gerekçesi ve kültürünün çekirdek unsuruydu; camiler yeniden inşa edilebilirdi ancak bozulan bir lisanın ve kopan kültür bağının telafisi mümkün değildi. Ayal, merhumun Türkçeyi hem yazarken hem de konuşurken muhteşem bir hakimiyetle kullandığını belirtti.

İttihatçı Ruh ve Cesur Duruş

Mustafa Çalık’ın “İttihatçı” bir şahsiyet olduğunu ve Enver Paşa’ya olan hayranlığını dile getiren Ayal, Çalık’ın cesaretine dair 28 Şubat sürecinden bir örnek vererek, dönemin kudretli generallerinden Çevik Bir’in makamında masayı yumruklayarak “Sen kimsin de bana nizam vermeye çalışıyorsun?” diyerek Çalık’ın salonu terk ettiğini anlattı.

Huma Kuşu’nun Son Avazı

Sadece bir entelektüel değil, aynı zamanda usta bir bağlama icracısı olan Çalık’ın halk musikisine olan tutkusu da programda yad edildi. Ayal, akciğer kanseri teşhisi konulmuşken, vefatından sadece üç ay önce Çalık’ın seslendirdiği “Huma Kuşu” türküsünün kaydını dinleterek, onun yaşama azmini ve kültürel köklerine olan bağlılığını vurguladı.

Vasiyeti: “Anamın Ayaklarının Ucuna Beni Defnedin”

Hastalığının son günlerinde öleceğini hissederek Gümüşhane’deki köyünden İstanbul’a gelen Çalık’ın son arzusunun memleketindeki annesinin dizinin dibine gömülmek olduğunu belirten Ayal, merhumun büyük bir vefa ve ana sevgisiyle dolu olduğunu söyledi. Çalık’ın devlet ve millet davası uğruna kendi ikbali için siyasi makam peşinde koşmadığını, ancak fikirleriyle pek çok siyasetçiye ve bürokrata yön verdiğini ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

Mustafa Çalık’ın hatırası, Türk düşünce dünyasında bıraktığı derin izler ve “Türkiye’nin makus talihini yenme” ülküsüyle yaşamaya devam ediyor.