UKID Faaliyeti

UKİD  ve Ümraniye Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen konferansta konuşan Prof. Dr. Sadettin Ökten, İslam medeniyet tasavvurunda şehrin kurucu ilkeleri üzerine kapsamlı bir değerlendirmede bulundu. Şehri “insanın inşa ettiği en büyük eser” olarak tanımlayan Ökten, modernite ile İslam medeniyetinin şehir anlayışları arasındaki temel farklılıklara dikkat çekti.

“Şehir Bir Senaryo ve Değerler Sistemidir”

Konuşmasına şehrin yapay bir oluşum olduğunu vurgulayarak başlayan Prof. Dr. Ökten, hiçbir şehrin tesadüfen ortaya çıkmadığını, her birinin bütüncül bir yapısı, bir hikayesi ve bir anlatısı olduğunu ifade etti. Şehirlerin fiziksel yapısının arka planında mutlaka bir değerler sistemi yattığını belirten Ökten, “İnsanın bütün eylemleri bir değerler sistemine dayanır. Şehir de toplumsal bir eylem olduğu için, hangi insanın hangi değerlere göre bu şehri kurduğu veya dönüştürdüğü hayati önem taşır” dedi.

Modernite ve İslam Farkı: Akıl ve Vahiy

Prof. Dr. Sadettin Ökten, modernist Batı uygarlığı ile İslam medeniyeti arasındaki temel çatışmanın “akıl” noktasında düğümlendiğini belirtti. Modernitenin aklı tek rehber kabul ettiğini, İslam medeniyetinin ise rasyonelliği önemsemekle birlikte aklı vahiye tabi kıldığını vurguladı. Bu iki değerler sisteminin birbiriyle bağdaşmayacağını ifade eden Ökten, Türkiye’nin şu anda bu iki anlayış arasında bir çatışma ve kaos yaşadığını, pratik hayatta küreselci kapitalist dünya düzeninin peşinden koşulduğunu dile getirdi.

“Etik” ve “Estetik” Şehir Kavramı

Şehirlerin iki temel boyutu olduğunu anlatan Ökten, bunları “etik” ve “estetik” şehir olarak kavramsallaştırdı:

  • Etik Şehir: İnanılan medeniyet değerlerinin ve kurgulanan hayatın hiçbir engelle karşılaşmadan, akıcı ve rahat bir şekilde yaşandığı işlemsel boyuttur.
  • Estetik Şehir: Değerleri hatırlatan, sevdiren ve benimseten simgesel ayrıntıların bulunduğu, insanın duygusal tatminini sağlayan boyuttur.

Ökten, her iki boyutun birleşmesiyle gerçek bir medeniyet şehrinin oluşabileceğini, ancak bugünkü kapitalist pragmatik şehir anlayışının insanı bir gerilim ve acelecilik içerisine hapsettiğini söyledi.

“Müslüman Şehri Kendi Değerleriyle Kurmalıdır”

Geleneksel mimarideki ahşap yapıların “fani bir hayat bakışını” yansıttığını, cami ve külliyelerin ise “ebedi olanı” simgelemek adına çok sağlam yapıldığını hatırlatan Ökten, günümüzdeki kentsel dönüşüm ve çok katlı yapılaşmayı da eleştirdi. Apartman yaşamının Müslüman toplumun temel kabulleriyle uyuşmadığını savunan Prof. Dr. Ökten, “Eğer kendimizi Müslüman olarak tanımlıyorsak, değerlerimize uygun şehirler kurmalıyız. Bu şu an ütopik görünebilir ancak en azından yaptığımız yanlışı bilmeli ve kendimize karşı dürüst olmalıyız” ifadelerini kullandı.