Ümraniye Belediyesi ve UKİD iş birliğiyle düzenlenen “Kitap Medeniyetinden Tablolar” başlıklı etkinlikte, yazar ve kültür tarihçisi Dursun Gürlek, kitaba ve kütüphanelere adanmış bir ömrün hikayesini İstanbullularla paylaştı.
Ümraniye’de gerçekleştirilen programda, “her sokağı bir fakülte, her taşı bir ibret vesikası” olan İstanbul’un hafızasına bir yolculuk yapıldı. Hayatını kitaplara ve “kitap gibi adamların” izine vakfeden Dursun Gürlek, konuşmasında kâğıdın mürekkeple, kalbin ise edeple buluştuğu o muazzam kitap medeniyetinin kapılarını araladı.
Ümraniye’nin Eski Komşusu: Dursun Gürlek
Etkinliğin açılışında, Dursun Gürlek’in Ümraniye ile olan köklü bağına vurgu yapıldı. Cevherağa Camii’nin rahlesinden geçen Gürlek, Faruk Kadri Timurtaş ve Ahmet Kabaklı gibi dev isimlerin rahle-i tedrisinde yetişmiş bir şahsiyet olarak selamlandı. “Kökü mazide olan bir ati” anlayışıyla kütüphanelerin tozlu raflarından hakikat yolculuğuna çıkan Gürlek, dinleyicilere sadece bilgi değil, bilginin ruhu olan edep ve görgüyü de hatırlattı.
Kitap Aşkıyla Geçen 73 Yıl
Konuşmasına öz geçmişinden ve kitaplarla olan ülfetinden bahsederek başlayan 73 yaşındaki Gürlek, yaşlılığın izafi bir kavram olduğunu belirterek, “Mimar Sinan Selimiye Camii’ni yaparken 82 yaşındaydı; demek ki o yaşta bir delikanlıydı. Biz de Allah sağlık verdiği müddetçe çalışacağız, konuşacağız ve insanlara faydalı olmaya gayret edeceğiz” dedi.
Şu anda evinde 20 bin ciltlik devasa bir kütüphanesi bulunan ve her hafta Yeni Şafak Gazetesi ile Derin Tarih dergisinde kültür yazıları kaleme alan Gürlek, kitap okuma aşkının çocukluk yıllarında başladığını anlattı. Köyünde elektrik yokken gaz lambası ışığında Hazreti Ali Cenkleri, Battal Gazi hikayeleri ve evliya menkıbeleri okuyarak bu alışkanlığı kazandığını ifade eden yazar, bu tutkunun aradan geçen onca yıla rağmen hiç eksilmediğini vurguladı.
“İşini, Eşini ve Aşını Seven Mutlu Olur”
Dursun Gürlek, hayatta başarının ve mutluluğun formülünü üç kelimeyle özetledi: İşini, eşini ve aşını sevmek. İşini sevenin başarılı, eşini sevenin mutlu, aşını sevenin ise sağlıklı olacağını belirten Gürlek, her işin temelinde sevginin yatması gerektiğini ifade etti. Kendi eğitim hayatından örnekler veren yazar, ortaokul öğretmeninin “Sen ileride yazar olursun” teşvikiyle başlayan serüveninin, ailesinin itirazına rağmen tek başına Tokat İmam Hatip Okulu’na kaydolmasıyla radikal bir dönemece girdiğini paylaştı.
Kültür Tarihimizin İsimsiz Kahramanları: Ali Emiri Efendi
Programın en çarpıcı bölümlerinden birini, Türk kültür tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Divan-ı Lügat-it Türk’ün bulunuş hikayesi oluşturdu. Gürlek, Ali Emiri Efendi’nin bu eseri bir sahafta nasıl tesadüfen bulduğunu ve cebindeki parası yetmeyince arkadaşından borç alarak kitabı nasıl “yılanın ağzından kurtulmuş bir kurbağa gibi” kurtardığını heyecan dolu bir dille anlattı. 15 bin ciltlik kıymetli yazma eserini millete vakfeden Ali Emiri Efendi’nin, bugün Fatih’teki Millet Kütüphanesi’nin temelini attığını hatırlatan Gürlek, bu isimlerin genç nesillere tanıtılmasının önemine değindi.
“Kitap Hırsızlığı Hırsızlıktan Sayılmaz mı?”
Konuşmasında kütüphanecilik tarihine ve kitap dostlarının nükteli hikayelerine de yer veren Gürlek, Ahmet Vefik Paşa’nın kütüphanesini gezmek isteyen bir dostuna verdiği meşhur cevabı nakletti: “Paşa, kütüphanesindeki kitapların çoğunu ödünç alıp geri vermeyerek kurduğunu söyler. Kitabı verirsen bir daha geri gelmez derler ama ben yine de kitap aşığının kitaba ulaşmasını savunuyorum” diyerek dinleyicileri gülümsetti.
Kitap tutkusunun bir nevi “güzel bir delilik” olduğunu ifade eden Gürlek, eskilerin bu tarz kişilere “mecanini-i kütüp” (kitap delileri) dediğini belirterek, kendisinin de bu “deliliğe” memnuniyetle sahip olduğunu söyledi.
Kapanış ve Vefa
Etkinlik sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Dursun Gürlek, kütüphanesinin geleceğiyle ilgili bir soru üzerine, kitaplarının emin ellerde olduğunu ve çocuklarından birinin de kendisi gibi kitap düşkünü olduğunu belirtti. Program, İstanbul’un kadim kültürüne yapılan bu anlamlı yolculuğun ardından, Gürlek’in okurları için kitaplarını imzalamasıyla sona erdi.

