UKİD ve Ümraniye Belediyesi tarafından düzenlenen “Geleceğin Ruhu, Geleceğin Fethi: Medrese, Mektep ve Maarif Davamız” başlıklı konferans, Sarı Saltık Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Osmanlı müesseseleri ve medeniyeti tarihi sahasında derin müktesebata sahip olan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü sahibi Prof. Dr. Mehmet İpşirli, konferans kapsamında Türk eğitim tarihinin dünü, bugünü ve geleceğine dair önemli açıklamalarda bulundu.
“Maarif, Hakikati ve İrfanı Nesilden Nesile Taşımaktır”
Konferansın açılışında, medrese, mektep ve maarif geleneğinin sadece bir eğitim meselesi değil, kökleri derinlere uzanan bir “dava” olduğu vurgulandı. Eskiden Milli Eğitim Bakanlığı yerine kullanılan “Maarif Vekaleti” isminin önemine değinilerek, maarifin sadece bilgi aktarmak değil, hakikati ve irfanı nesilden nesile taşımak olduğu belirtildi. Günümüzde ise bu anlayışın modern yaklaşımlar içinde farklı bir mecraya yöneldiği ifade edildi.
Tarihin İki Büyük Dönüm Noktası: İslamlaşma ve Batılılaşma
Prof. Dr. Mehmet İpşirli, konuşmasında Türk tarihinin eğitim ve kültür açısından iki önemli dönüm noktası olduğunu belirtti: İslam’la müşerref olunması ve 19. yüzyıldaki Batılılaşma süreci. İslam’la birlikte Türk kimliğinin zenginleştiğini ve bu dönemin her şeyin yeniden gözden geçirildiği bir başlangıç olduğunu ifade eden İpşirli, 19. yüzyıldaki Batılılaşmanın ise hayatın sanat, edebiyat ve hukuk gibi her alanını derinden etkilediğini kaydetti.
Osmanlı’nın Eğitimdeki Başarısı: Adaptasyon ve Güncelleme
Osmanlı Devleti’nin müesseseler bağlamındaki başarısını, önceki İslam devletlerinden devraldığı modelleri kendi bünyesine ve zamanın icaplarına göre güncelleyebilmesine bağlayan İpşirli, bu adaptasyon yeteneğini bir “maharet” olarak nitelendirdi. Eğitim sisteminde sadece medreselerin olmadığını; devlet adamı yetiştiren ve tamamıyla bir Türk icadı olan Enderun sistemi, devlet dairelerindeki usta-çırak (üstat-şakirt) ilişkisi, Lonca teşkilatı ve ahlak eğitiminin merkezi olan dergahlar ile eğitimde büyük bir çeşitlilik yaşandığını vurguladı.
“Osmanlı’nın En Büyük Hizmeti Türkçeye Olmuştur”
Konuşmasında Türkçenin korunması konusuna özel bir parantez açan Prof. Dr. İpşirli, Osmanlı’nın çağdaşı olan diğer Türk devletlerinde (Safeviler, Memlükler, Babürlüler) resmi dilin Arapça veya Farsça olmasına rağmen, Osmanlı’nın Türkçeyi bürokrasi, diplomasi ve edebiyat dili olarak muhafaza ettiğini belirtti. Medreselerde ders kitapları Arapça olsa bile eğitim dilinin Türkçe olmasının şuurlu bir hareket olduğunu ve bu sayede dilin gelişiminin sağlandığını ifade etti.
Mekteplerin Başarısı ve “Atmosfer” Sorunu
- yüzyılda açılan modern mekteplerin müfredat ve program açısından başarılı olduğunu ancak “atmosfer” noktasında geleneksel değerlerle çatıştığını belirten İpşirli, bu okulların materyalist ve pozitivist bir hava ile şekillendiğini, bu durumun o dönem yabancı uzmanlarca bile dile getirildiğini aktardı.
Eğitimde Devamlılık ve Müfredat Hastalığı
Prof. Dr. İpşirli, günümüz eğitim sistemine dair yaptığı tespitlerde, tarihteki ihtilallerin ilim dünyasına vurduğu darbeleri ve sürekli değişen müfredat programlarını eleştirdi. Alman profesörlerin hazırladığı raporlara atıfta bulunarak, her gelen bakanın müfredatı değiştirmesinin eğitimi felce uğrattığını ve eğitimde asıl meselenin “gelenek ve devamlılık” olduğunu söyledi.
Konferans, Prof. Dr. Mehmet İpşirli’nin katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından sona erdi. Konuşmasının sonunda velilere ve eğitimcilere seslenen İpşirli, eğitim dilimiz olan Türkçeye her zamankinden daha fazla sahip çıkılması gerektiği çağrısında bulundu.