UKİD tarafından düzenlenen etkinlikte konuşan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Şahin, Türkiye’nin nüfus politikalarındaki tarihsel dönüşümü ve bekleyen demografik tehlikeleri analiz etti. Şahin, “Nüfus bir güç unsurudur ve Türkiye bugün sessiz değil, gürültülü bir nüfus kriziyle karşı karşıyadır” dedi.
UKİD tarafından, Türkiye’nin nüfus dinamiklerini derinlemesine ele almak amacıyla düzenlenen “Türkiye Nüfus Politikaları” başlıklı toplantıda, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Şahin önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin erken Cumhuriyet döneminden günümüze kadar gelen nüfus serüvenini değerlendiren Şahin, nüfusun ekonomik, askeri ve siyasal gücün temelini oluşturduğunu vurguladı.
“Nüfus, İşgal Hareketlerine Karşı En Büyük Savunmadır”
Nüfusun sadece bir sayısal değer değil, bir ülkenin zenginlik ve güvenlik kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Şahin, 15 Temmuz darbe girişimini örnek göstererek, “Eğer Türkiye 20 milyonluk bir ülke olsaydı, o işgal hareketi başarılı olurdu. Küçük nüfuslu ülkelere operasyon yapmak kolaydır” ifadelerini kullandı. Nüfusun niceliği kadar niteliğinin de (eğitim, sağlık, istihdam) ön planda olması gerektiğini hatırlatan Şahin, Türkiye’nin şu an dünya nüfus sıralamasında 18. sırada yer aldığını ancak gelecek projeksiyonlarının endişe verici olduğunu söyledi.
Cumhuriyetin İlk Yıllarından “Nüfus Planlaması”na
Türkiye’nin nüfus serüvenini tarihsel süreçlere ayıran Şahin, şu bilgileri paylaştı:
- 1923-1963 Dönemi (Pronatalist Süreç): Cumhuriyetin ilk yıllarında 13,6 milyon olan nüfusun artırılması için devletin yoğun çaba sarf ettiğini, 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile 6 çocuklu annelere madalya ve nakdi yardım gibi teşvikler verildiğini belirtti.
- 1963-2006 Dönemi (Anti-natalist Süreç): 1960 darbesinden sonra kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’nın “milli geliri artırmak için nüfusu azaltma” yoluna gittiğini ifade eden Şahin, 1965’teki Nüfus Planlaması Kanunu’nu “erken basılmış bir fren” olarak nitelendirdi. Bu dönemde İsveç gibi ülkelerden doğum kontrolü için hibe ve ekipman yardımı alındığını da sözlerine ekledi.
- 2006 ve Sonrası (Yeniden Doğum Yanlısı Politikalar): 2006’dan itibaren Türkiye’nin tekrar doğumu teşvik eden politikalara döndüğünü ve kamuoyunda “3 çocuk” olarak bilinen söylemin ideolojik değil, demografik bir zorunluluk (nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2.1 oranı) olduğunu vurguladı.
“100 Milyon Nüfus Artık Bir Hayal”
Türkiye’nin yıllık nüfus artış hızının dramatik bir şekilde düştüğünü ve bugün Dünya Savaşı yıllarındaki artış hızının bile altına gerilediğini söyleyen Prof. Dr. Şahin, çarpıcı bir tespitte bulundu: “Eski projeksiyonlarda Türkiye’nin 120 milyonlara ulaşacağı öngörülürdü. Ancak bugünkü verilerle Türkiye’nin 100 milyonu görmesi artık hayal olmuştur. Nüfusumuz 90 küsur milyonlarda zirve yapıp düşüşe geçecektir”.
“Bu İş Sadece Parayla Çözülmez”
Fransa, Almanya ve Rusya gibi ülkelerin nüfus artırmak için devasa bütçeler ayırmasına rağmen başarılı olamadıklarını belirten Şahin, sorunun sadece ekonomik olmadığını savundu. Şehirleşme, dijitalleşme ve değişen yaşam alışkanlıklarının çocuk sahibi olma oranlarını düşürdüğünü ifade eden Şahin, çözümün aile yapısını korumaktan geçtiğini vurguladı: “Türkiye, 5 bin lira para vermekle veya izin sürelerini artırmakla bu işin üstesinden gelemez. Yıkılmakta olan aile kavramını kurtarmak, aile yapısını muhafaza etmek zorundayız. Aile bittiği zaman nüfusu koruma şansınız kalmaz”.
Seminerin sonunda Prof. Dr. Cemalettin Şahin, katılımcıların sorularını yanıtlayarak nüfusun bir “milli güvenlik meselesi” olarak ele alınması gerektiğinin altını çizdi.